google.com, pub-2318409379925054, DIRECT, f08c47fec0942fa0





|
||
![]() |
Anısı Güzel YAŞAR NURİ Hoca... | |
| Atilla KÖPRÜLÜOĞLU | ||
| atkoprulu@gmail.com | ||
"Ölünce unutulmak istemiyorsanız ya okunmaya değer şeyler yazın ya da yazılmaya değer işler yapın” der bilge…
Özgürce düşünen, üreten, yaratan Prof.Dr.Yaşar Nuri Öztürk, yazdıklarıyla/yaptıklarıyla “yaşarken ölümsüzlüğü yakalamış” az sayıda kişiden biridir.
****
İletişim Profesörü
Gazeteci Yazar
Haluk Şahin , Öztürk’ün yaptıklarını;
“Türkiye’nin ortaçağı aşması için didindi” cümlesini kullanarak; şöyle paylaşmıştır:
“Yaşar Nuri Öztürk çok renkli bir insandı.
Mücadeleciydi!
Anlamadığı bir dilde ibadet ve dua etmek zorunda bırakılmış bir toplumu sarstı, doğru sorular sormasını sağladı.
Anlamadığı bir dilde ibadet ve dua etmek, modernite öncesi dünyanın baskın kültürel özelliklerinden biridir.
Atatürk de bunun farkındaydı.
Ne yazık ki bugün Türkiye’de tam tersi bir zihniyet egemen bulunuyor.
Öztürk’ün kitaplarının gelecekte çok okunacağına eminim.
Önemli bir kayıptır.
Arayacağız...”
****
Din alimliğinin yanı sıra hukuk alanında da ihtisas yapmış yurtsever bir entelektüeldi merhum Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk.
Siyasal İslamı en iyi anlatan bilim insanıydı.
Cumhuriyet ilke ve kazanımlarının yılmaz savunucusuydu...
Onundur şu sözler;
"Yobazın olmadığı her yer cennettir, kadın yaktınız, ozan yaktınız, orman yaktınız, yobaz varken cehenneme gerek yok..."
"Allah ile aldatanların gerçek Tanrısı paradır, maldır, dünyalıktır."
"Bugün de Türkiye'nin en hayati meselesi namuslu adam meselesidir. Türkiye'nin bütün badirelerinin başında namussuzluk belâsı vardır."
****
Zülfü Livaneli, Yaşar Nuri Öztürk’ün “Herkesle ve Hiç Kimsesiz” kitabının isim babasıdır.
Yaşar Nuri Hoca'nın kitabındandır şu ifadeler:
"Siyasal yaşamımın ilk günlerinde bir seçim mitingine gidiyoruz. Kasım ayının ilk günü...
Açık, ılık, tatlı bir gün...
Zülfü Livaneli ile beraberiz.
Bir gün önce İran'dan gelen ve beni çok mutlu eden bir haberi paylaşıyorum Zülfü ile:
'Hallâc' kitabımın İranlı Profesör Tevfik Sübhanî tarafından Farsça'ya çevrildiğini öğrendiğimi söylüyorum Zülfü'ye...
Gözlerinin içi gülüyor...
'İş bu', diyor kardeşim, 'iş bu; gerisi hikâye.
Partiymiş, milletvekilliği imiş, bakanlıkmış; hepsi hikâye... Bizim için, kalacak olan, anılacak ve andıracak olan bu.'
Güzelliklerin o en doğurgan anası yalnızlığa övgüler sıralıyoruz.
Bir yalnızlıktan eğer kötü bir şey çıkmışsa, doğum yerine düşük yapılmış demektir.
Çünkü yalnızlık asla kötülük doğurmaz.
Düşüklerin suçlusu ise bazen anne adayı, ama çoğunlukla ebelerdir.
Ebeler, yani toplumdakiler, yani kalabalık...
Derken, bizim hangi dünyalık makama gelirsek gelelim anlaşılamayacağımızı, körler çarşısında ayna satmak zorunda kalacağımızı, hep yalnız ve mustarip olmanın bizim kaderimiz olduğunu yineliyoruz.
O arada ben, sûfî düşüncenin, yaratıcı ruhu tanımlayan ve rahmetli babam tarafından sık sık tekrarlanan ölüm-süz söylemlerinden birini seslendiriyorum:
'Bâ heme vo bî heme’
Yani;
'Herkesle ve hiç kimsesiz'
Babam ve hocam olan o ışık yüzlü insan bu sözü defalarca gözlerini gözlerime dikerek, hüzün dolu bir sesle şöyle benim hayatıma uygulamıştır.
Bir keresinde, iri-mavi gözlerini gözlerime dikerek hüzün dolu bir sesle şöyle demişti:
'Sen, hep kalabalıklarla birlikte olursun; ama sen yalnız yaşar, yalnız ölürsün!
Ben, seni öbür âlemden de takip edeceğim.
Bağrım senin için orada da sızlayacaktır.'
Bu sözleri söylerken, gözlerime hâkim olmak için gayret harcıyordum.
Zülfü'ye baktım...
O benden mert çıktı...
Gözlerini serbest bırakmıştı... Yaşlar yanaklarına indi...
O artık siyasetçi Zülfü Livaneli değil, ses ustalarından biri olan 'Sanatkâr Zülfü' idi...
İçini çekerek bana dedi ki:
'Yahu üstat!
Babanın sana hatırası olan şu deyişi bir kitabına ad yapsan olmaz mı?
Ne muhteşem bir söylem o!'
İçim ısınıyor, burkuluyor, doluyor; coşuyorum, boğazıma bir şeyler düğümleniyor.
Kendimi tutamıyorum:
Zülfü'nün boynuna atılıp öpüyorum; tebrikler, teşekkürler sunuyorum...
Ve o anda, sanatkâr dostumun anlamlı fark edişini bir kitap adı yapmaya karar veriyorum...
Ve yapıyorum...
İşte o kitap elinizde.
Onda, elimle değil, yüreğimle yazdığım yazıları topladım.
Yüreğinizle okursanız çok mutlu olacağım!.."
****
Şair yazmıştır;
"...hüzün ki en çok yakışandır bize
belki de en çok anladığımız..."
Yüreğimizi işte o hüzünle doldurandır Yaşar Nuri Hoca...
“Gönül Sayfamız’’da olacaktır; her zaman. Güzel anısıyla...
|
||
| Etiketler: Anısı, Güzel, YAŞAR, NURİ, Hoca..., | ||
|