google.com, pub-2318409379925054, DIRECT, f08c47fec0942fa0





|
||
![]() |
İŞTE M Ü N İ R Ö Z K U L | |
| Atilla KÖPRÜLÜOĞLU | ||
| atkoprulu@gmail.com | ||
Nice karakterlere can verdi. Yeri geldi kahkahalara boğdu,
yeri geldi ağlattı.
Çocukluğumuzun en güzel değerlerinden biriydi.
Tiyatromuzun "Kavuklu"su, emekçinin patrona kafa tutan "Yaşar Usta'’sı, gençliğin
"Mahmut Hoca’'sı...
İŞTE
M Ü N İ R Ö Z K U L
Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük sanatçılardan, tiyatroculardan biriydi
Münir Özkul.
Bizi bize anlatan efsaneydi.
Sinemada, tiyatroda.
Canlandırdığı bütün karakterlere hayran kaldık.
En çok onun "Baba", "Öğretmen" rollerinde sevdik.
"Gülen Gözler"de,
“Bak Beyim, sana iki çift lafım var” ile başlayan repliğini de ne çok sevmiştik Yaşar Usta'nın;
"Seeen, büyük patron, milyarder, para babası, fabrikalar sahibi Saim Bey!..
Sen mi büyüksün?..
Hayır, ben büyüğüm!
Beeen, Yaşar usta!
Sen benim yanımda bir hiçsin, anlıyor musun, bir hiç!
Gözümde pul kadar bile değerin yok!.."
****
Münir Özkul, 12 yaşında Ankara’da bir tiyatro oyununda sahneye çıkar.
Atatürk bu tiyatronun seyircileri arasındadır.
Tiyatro da etkili bir performans sergileyen
Dönemin diğer bir efsanesi Muhsin Ertuğrul tarafından oyun sonunda Atatürk’le tanıştırılır..
Atatürk ona övgü ile karşılık verir;
”Çocuk çok büyük bir tiyatrocu olacaksın" der ve başını okşayıp alnından öper...
Bu anekdotu sık sık dostlarıyla paylaşmaktan keyif alırdı.
1981'de Ses Dergisi'ndendir alıntı;
"Benim sanat yaşamımda beş kişinin büyük etkisi olmuştur.
Bunlar Muhsin Ertuğrul, Ferdi Tayfur, Haldun Dormen, Sadık Şendil ve Şakir Eczacıbaşı'dır.
Sanat yaşamım içinde her zaman İbiş'e ve Kavuklu'ya hayranlık duymuşumdur.
Nedenini şöyle anlatayım:
İnsanı çeşitli etkilerden kurtarabilseydik ortaya birçok müşterek yönleri olan bir insan tipi çıkardı.
Bu, gerçek yönleri ağır basan evrensel insan tanımı ve tipidir.
Ben Kavuklu'da veya İbiş'de kendi içimdeki o insanı yakalamak ve o insana varmak istiyorum.”
Bir röportajında da şöyle konuşur;
"Bu millet beni geçindirmiş, bakmış bana. Demek ki sevilmişim. Bu mutlulukların en büyüğü. Halkıma, milletime teşekkür ediyorum. Allah, onlara daha iyi şeyler vermeyi nasip etsin.”
Başarısını şu sözlerle dile getirirdi;
"Sinemada da tiyatroda da yalnız duygularımla oynadım.
Yaşadım da...
Seyirciye olan yakınlığım oradan.
Beni hep kendileri gibi gördüler.
Seyirci zaten bunu istiyor; kendi gibi birini görmek, yaşamını onunla paylaşmak.
Yaşamda da oyunculukta da yalnız duygularımın peşinden gittim.
İnsan hep başka bir insanı oynuyor yaşamda da. Tiyatro ve sinema yaşamdaki oyunların daha arıtılmış şekli, günlük klişelerde arınmış şekli. İşte ben hep yaşamla sanatımı birleştirmeye çalıştım.
Bildiğim tek oyunculuk yönü, yaşadığım gibi oynamak oldu."
"Onda kötülük diye bir şey yoktu.
****
1986 yılında Pınar Turenç ’in Milliyet’teki röportajından okuyalım:
“Taksim’den Fındıklı’ya inen yokuşun üzerinde zemin kattaki küçük, loş evin çalışma masası, tasavvuf kitaplarıyla doluydu. Duvarda eski Türkçe yazılı tablolar, Münir Özkul’un elinde ise içki kadehi yerine çayla dolu bardağı vardı. Dev tespihi masanın üzerinden sarkıyordu. Eskisi gibi sıkılgandı. Sımsıcak gülerek, çok yavaş sayılabilecek ses tonuyla, ağır ağır konuşuyordu:
Batılı sanat anlayışımı, Batılı gözle dünyaya bakışımı değiştirdim. Bir Batılı gibi görünmeyi bıraktım artık. Çocukluğumdaki gibi düşünmeye, babam gibi görmeye başladım. Aslıma döndüm. Babam da çok dindar bir kişiydi. Tasavvufa meraklıydı. Şimdi onun gibi oldum. Vaktiyle babamın savunduğu fikirleri reddederdim. O zamanlar babamın fikirlerini savunanlara gerici derdim. O tür fikirleri kabul etmez, onu geçmek isterdim. Galiba bu da doğanın kuralı. İnsan hep büyüklerini geçmek istiyor... İnsan bu İstanbul şehrinde bunalıma düşüyor. Burası karışık bir dünya. İşimiz burada. Sıkışıp kalmışız. Kültür yozlaşması, insanları perişan ediyor.
Ne Doğulu oluyorsunuz, ne Batılı.
Karmaşa içindesiniz.”
****
Münir Özkul,
sadece ‘’Hababam Sınıfı’’, ‘’Neşeli Günler’’, ‘’Bizim Aile’’ ‘’Mavi Boncuk’’, ‘’Gırgıriye’’ değildi.
O; Meddahtı!
O; Tuluattı!
O; Ortaoyunuydu!
O; Kavuktu!..
İsmail Dümbüllü’ydü!
İbiş’’ karakteriydi... Ramazan manileriydi...
‘’Yollar kesilmiş alanlar sarılmış/
Tel örgülerçevirmiş yöreni/
Fırıl fırıl kuşlar tepende/ Benden geçti mi demek istiyorsun/
Aç iki kolunu iki yanına/ Korkuluk ol’’
demiş Rıfat Ilgaz’dı Rıfat Ilgaz!..
Bir ömür tiyatroydu. Hâldun Taner’di!
’’Sersem Kocanın Kurnaz Karısı’’ndaki unutulmaz tiradı okuyandı da!:
‘’Aktör dediğin nedir ki, oynarken varızdır.
Yok olunca sesimiz bu hoş kubbede bir hoş seda olarak kalır.
(…)
Artık kendimiz yoğuz.
Seyircilerimiz de kalmadı.
Ama repliklerimiz fısıldaşır durur sabaha kadar.
Gün ağarır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kaçışır.
Perdeee!’’
Sayısız tiyatro oyunu, 400’ün üzerine filmdi. Dizilerdi...
Sadık Şendil’in "Kanlı Nigar'’ıydı…
Tiyatromuzun gelmişinde de geçmişinde de ‘’en’’ Ustalar’dandı!
12 Eylül cuntacılarını protesto eden ve bu amaçla İstanbul Şehir Tiyatroları’ndan istifa eden tek sanatçıydı!
Hiçbir cümle Münir Özkul’u anlatmaya kafi değildir.
Yetmez!
Yetemez!..
****
Gazeteci Yıldıray Oğur ardından ne doğru yazmıştı;
"Çok az kişi onu oynadığı Batılı tiyatrolardaki büyük karakterlerle hatırlayacak.
Pek çoğumuz için o Hababam Sınıfı’nda sert mizacının altında müşvik bir kalp atan Mahmut Hoca, Gülen Gözler’de evine uçakla giren Vecihi’nin sakarlıklarına bile tahammül eden ama ailesini korumak için patronunun karşısına dikilen Yaşar Usta, bazıları için Neşeli Günler’de Saadet Hanım’la turşu kavgası yapan, çocuklarına pek de lezzetli olmayan yemekler yapan, dikişlerini diken, palavracı Ziya’nin abisi yoksul turşucu Kazım Efendi...
Ama herhalde yakın çevresi dışında çok az kişi bu büyük ama sahte karakterler dışında gerçek Münir Özkül’u hatırlayacak.
Mütevaziliği, çekingenliğiyle, büyük kalabalıkların onu yakından tanımasına izin vermedi çünkü. Onun hayatı, oynadığı karakterlerin arkasında kaldı."
****
Bilge der ya; ‘’Bu dünyada kendini yüceltenler, ‘sanat ve bilime’ kendini feda edenlerdir!’’
İşte Münir Usta da bir fedaydı tiyatroya, sinemaya...
Yani; sanata!..
Münir Özkul, 8 yıl önce bugün
bize yüreğini bıraktı, gökyüzünde parlak bir yıldız oldu.
Tıpkı; Adile Naşit, Kemâl Sunal, Tarık Akan, Zeki Alasya, Halit Akçatepe ve diğer ustalar gibi...
Hepsi erkenden o beyaz atlara binip gittiler...
|
||
| Etiketler: İŞTE, M, Ü, N, İ, R, Ö, Z, K, U, L, | ||
|